Aynen planladığımız gibi A ile S. Çukurambar'da görüştü. Bir saatlik bir görüşme oldu, A hemen ertesinde beni aradı, duygularını gizlemeye çalışıyordu ama belli ki mutluydu.
Ertesi gün aradım geniş geniş konuştuk... Daha doğrusu o konuşmadı ben sordum. Ağzından cımbızla lafları aldım.
Sonra A yavaş yavaş açıldı.
Aslında temkinli davranmasının nedeni tam olarak şudur: Kendisi çok istiyor ama ya olmazsa?
Bunun olabilmesinin şartları da bellidir.
S.'nin ve A'nın karşılıklı olur vermesidir.
Açun da S.'ye sordu tabi ki merakla...
Bundan bir süre önce ailesinin önerisiyle galiba iki kişiyle görüşmüş ve "içi ısınmadığı için" hayır demiş.
A.'yı kestirip atmadığına göre "içi ısınmış".
Artık "içi ısınmak" neyse...
Bizim kızlar, yaşları ilerledikçe içlerinde kaloriför kazanı mı kuruyorlar, nedir?
Neyse...
Çok detay var. Ama yazmak olmaz elbette...
Şimdi S.'den kesin bir yanıt gelmediği için ben de A.'ya net bir şey demedim. O da sormadı gerçi ama...
Hergün arayıp ne yapıyorsun diye soruyor?
MSN'den hakeza yine öyle tacizkar hal hatır sormaları var.
Ben de meseleyi anlıyorum ama, hiç oralı olmuyorum ve her defasında da, "Valla ne olsun, oturuyorum işte! Ya sen?"
A. çoğunlukla bu soruyu yanıtlamıyor. Çünkü onun merak ettiği başka bir şey var ama ben de yanıt vermeyince küsüyor.
Sonra ertesi gün yeniden ürkek bir merhaba ile barışan da kendisi oluyor.
Öyle işte...
Ve gelgelelim bugüne...
S. bir iş görüşmesi İstanbul'a geldi.
Bu akşam bizim misafirimiz olacak... Artık Açun'la konuşur, bence bu işi bir sonuca bağlarlar.
Zaten S.'nin, "Konuşmak istediklerim var" demesi ve A ile ilgili olarak da, "Senin benim gibi biri... İyi birine benziyor!" demesi buna işarettir.
Değil mi la!
Gelişmelerden haberdar edeceğim!
15 Eylül 2008 Pazartesi
Çöp-çat!
Gönderen eski zaman zaman: 04:07
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder