Çok ateşli bir gece geçirdim. Hiç uyku tutmadı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ateş tere dönüşünce de rahatladım.
Saat 13:00'e kadar uyudum. Sonra kalkıp bir duş aldım, dışarda kahvaltı yapıp işe geldim.
Aslında gelmeyecektim ama bir arkadaşıma söz vermiştim. O nedenle geldik işte...
Şu sıralar arkadaştan geçilmiyor. Ev Fatih'in en merkezi yerinde olunca geçip giderken bile birkaç kişiyle karşılaşıyorum.
Dün yine bizi okul tayfasından bir grupla birlikteydik. Hoş bir vakit geçirdik ama sonrası kabus gibiydi.
Boğazım dün sabahtan beri yanmaya başlamıştı... Dün eve gidip biraz uyuduktan sonra da sanki cam kırıkları yutmuşum gibi ağrımaya başladı. Ballı süt falan yaptım ama... ııh, mümkün değil.
Sabaha kadar zor geçti.
Açunum evde olsaydı her şey çok kolay olurdu. Ne vakit hastalansam sadece zamanın geçmesini beklerim. Çünkü bilirim ki ben iyileşirim. Açun öyle ya da böyle iyileştirir beni...
Kaç gündür yok, o kadar özledim ki!
O benim hem arkadaşım, hem eşim hem de her şeyimdir.
Hastalandığımda, çok hastalandığımda özlediğim iki kişi var. Biri annem, diğeri de Açun'dur!
Demin görüştük, sesi o kadar güzel geliyordu ki... O çamların arasında, Uludağ'ın o müthiş eteklerinde cennet misali bir köyde vakit geçiren kim olsa mutlu olurdu.
Onu mutsuz etmemek için çok hasta olduğumu söylemedim, sadece boğazımda bir ağrı var dedim o kadar...
Öyle işte!
Şimdi alnımda bir ateş, o ateşin altında ıslak bir serinlik... Galiba alttan alta yeniden terliyor gibiyim!
Şifa veren Allah'tır! Ve biz sadece ondan dileriz şifayı...
3 Ekim 2008 Cuma
Hastalık devam
Gönderen eski zaman zaman: 05:18
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder