10 Ekim 2008 Cuma

Yağmur, ev, vadi

Bir zamanlar yağmur yağdığında şair kesilirdim. Şiir yazardım... Şimdi yine yağdı, içimde şiirler birikti ama...
Sonra yazarım artık!
Dün Açun'la evde keyifli bir yemek yedik. Yemeğin belki de en keyifli yanı Açun'un benim yerime oturmak istemesiydi.
Yemek masasında ben "Baba" sandalyesinde oturuyorum. Yani doğal olarak... Televizyon da benim oturduğum yerin çaprazında duruyor. Dolayısıyla ben rahatlıkla izleyebiliyorum. Masa pencerenin hemen dibine kurulduğu için de Açun da yüzü pencereye dönük sandalyede oturuyor.
Dolayısıyla da televizyon onun arkasında kalıyor. Fakat bazen onun sevdiği bir film ya da takip ettiği bir dizi varsa hemen benim yerime oturuyor. Dün de öyle planlamıştı ama benim bundan haberim yoktu.
Eve geldiğimde, her zaman olduğu gibi, yine sofra hazır beni bekliyordu. Hoş beşten sonra ellerimi yıkayıp sofraya doğru gittim, tam yerime oturacaktım ki, "Ayyy, hayır hayırrrr oraya ben oturacağım!" diye ses duydum. Açun yerimi işgal etti, ben de diğer tarafa oturdum.
Ama bu o kadar bana keyifli geldi ki... Açun dizisini (Aşk-ı Memnu) izledi ben de onun o güzelim yüzünü...
Ona dedim ki bunu yarın yazacağım diye inanmadı ama, bak yazdım işte...
Sonra Aşk-ı Memnu bitince de...
Bir ara aklıma Kurtlar Vadisi geldi. Bu diziyi pek sevmezdim hatta önyargıyla bakıyordum. Fakat Sefa adında çok sevimli bir stajyerim vardı. Birlikte gittiğimiz haberlerden döndüğümüzde Sefa'yı karşımdaki masaya oturtuyor, ondan da aynı haberi yazmasını istiyordum. Sefa birkaç gün sıkılgan davrandı sonra... Bir gün dedi ki, "Abi bir müzik var da onu açmadan yazamıyorum. Konsantre olamıyorum" dedi.
Ben de şaşırmış bir şekilde, "Haydi aç bakalım" dedim.
Çocuk açtı. Müzik de ne müzik ama...
Zıb zıb zıbe, zıb zıbe diye bişey...
-Bu ne ya? İnanılmaz piskopat bir müzik. Nerden buldun bunu?
-Abi Kurtlar Vadisi müziği bu...
-Ne?
-Kurtlar Vadisi abi... Hani Polat Alemdar, derin devlet falan. Hastasıyım da...
İçimden, "Hakkatten de hastasın valla" dedim.
Derken zaman ilerledi, Sefa'ya çok şefkat beslemeye başladım. Çünkü gerçekten ağırbaşlı bir çocuktu. Ona sahip çıktım açıkçası... Ve diğer stajyerlerim arasında onu kayırdım. İstedim ki bir şeyler öğrensin. Sonra öğrendi de...
Şimdi çok önemli bir televizyon kanalında önemli bir pozisyonda...
Sonra o gitti, Kurtlar Vadisi bir köşede kaldı.
Aslında önyargımın da nedeni şuydu. Tanıdığım ne kadar maganda ruhlu tip varsa... ne kadar bilgisiz, cahil cühela takımı varsa bu diziyi izliyordu. Ve bu diziyi izleyen birtakım cahil cühelanın, "devletin derinliğini çözmüş" gibi bir vehme kendilerini çok kaptırdıkları içindir ki kıldım bu diziye... Hiç izlemedim.
Bir de tabi ki en kıl olduğum insan tipi olan "ülkücü takımı" bu diziyi izlediği için bir de...
Kıl oluyordum yani...
Sonra geçtiğimiz yılın son aylarına doğru ben de izlemeye başladım. Tam dört bölüm izledim.
Bunun nedeni de şu: Okuldan en sevdiğim arkadaşım, bu dizide çalışmaya başladı. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan bu arkadaşımın bende değeri farklıdır. Hiçbir şeyle ölçülemezdir.
1999'da Konya'dan yatay geçişle geldi bizim sınıfa. Gelir gelmez tanıştık ve zaman geçtikçe de benim en samimi arkadaşım oldu.
Raci ve Necati ile çocukluk arkadaşı... Birlikte büyümüşler. O nedenle de 32. günde falan bir süre çalıştıktan sonra Pana'ya geçti, kendi arkadaşlarıyla çalışmaya başladı.
O arkadaşım sayesinde bu aileyi de tanıdım. Ve tanıdıkça da sevdim doğrusu... Onları sevince de işlerine ilgi duymaya başladım. Ve vadiyi bu nedenle izlemeye başladım.
Kaldı ki arkadaşımla ortak bir konuşma konumuz da olsun istiyordum.
Öyle işte...
Dün vadiyi izledim. Açun ilgisiz olduğu için o uyudu, ben biraz izledim. Fakat pek ilgimi çekmedi.
Belki de arkadaşım şimdi farklı bir projede olduğu içindir.
Ne bilim ben?

0 yorum: