6 Ekim 2008 Pazartesi

Yol ayrımı

İkimiz de İstanbul'u çok seviyoruz... Ama sevdiğin kişi ızdırap verirse o sevgiyi ne kadar koruyabilirsin ki?
Bu karmaşa, bu keşmekeş, bu curcuna bizi yordu.
Evet güzel İstanbul! Ama sadece o kadar... Ve eminim bu güzel kenti fotoğraflardan izlemek ve anılarla anmak daha güzeldir.
Bu kent bir cehenneme dönüştü.
Ben kaç yıldır, saçlarıma ilk akın düştüğü günden beri (Ki o da döküldü mü, ne?) çekip gitme taraftarıyım. Zira bu kent yordu beni, vurdu beni...
Hem de hiç hakketmediği halde...
Çekip memleketime gitmek, küçük bir insan olarak bu koca gökkubbenin altında altında yaşayıp, sükun içinde ölmek istiyordum. Daha çok sevap kazanma şansınız yoksa bari daha az günah işleme imkanlarını yaratmalıyım diye düşündüğümdendi...
Fakat olmadı.
Ne vakit şöyle bir dolansa bu düşünce başımda Açun hep itiraz etti. Yaşıt olmamıza rağmen o hep kendini daha enerjik, daha dinç ve daha genç hissetti.
Ve fakat...
Gelinen noktada artık o da çekip gitme taraftarı... Benden daha çok o istiyor artık.
Onların köyünde zamanında müthiş bir bağ almıştık. Oraya bir bağ evi kurma projem vardı.
Hemen yanında bir çiftlik oluşturabilecek ikinci büyük bir arazi de aldık çok şükür. Acaba o evi yapıp, gidip oraya mı yerleşsek?
Ne olacak ki?
Bir kaç yıl yaşayıp gideceğiz zaten...
Karar almak çok zor.
Uzun süredir bu konu var gündemimde ama...
İş adım atmaya gelince ne bileyim, bir türlü karar veremiyorum. Aslında iki kayınbiraderden biri köyde olsa, bizimle birlikte o da kendi tarlasını, bağını bahçesini sürse, köydeki yaşamımıza ortak olsa çok daha kolay olurdu karar vermek ama...
Yayancısı olduğum bir köye, hanım kontenjanından girmek beni ürkütüyor.
Biliyorum ben, bunu şimdi yapmasam bile 10 yıl sonra eğer Allah ömür verirse yapmak istediğim şey budur. Gidip orada bir bağ evi yapmak ve küçük çaplı bir ciftlik inşa etmek ve orada tavuklarla, kuzularla bir hayat inşa etmek...
Yorgunum!
Çok yorgunum.
Şimdi gündemimizde başka bir seçenek daha var. Ankara'da bir bakanlıkta yüksek bir memuriyet pozisyonu...
Mısır'daki ağabeyime danıştım konuyu hiç sıcak bakmadı. Dedi ki, "On yıl bu mesleğe hizmet etmişsin, masa başı bir pozisyon kesmez seni... İyi düşün"
Bilmiyorum ki?
Düşünüyorum ama... Yoruldum artık. Masabaşı bir iş bana göre değil biliyorum ama, artık koşturmaktan, didişmekten, mücadeleden gerçekten bıktım.
Yoruldum.
Yani bir yol ayrımındayım artık.
Bu işyerini bırakmayı kafaya koydum. Ama burayı bırakıp gidip aynı işi başka bir yerde yapmak fikri bana hic cazip gelmiyor.
Yapılacak iş aynıysa burası daha iyi... En azından beni, yaptığım işin kalitesini iyi biliyor. Ve o nedenle de tolere ediyorlar her sıkıldığım dönemde...
Mesela geçen 4 gün işe gelmedim, hastaydım. Bir ara öğleden sonra geldim Müdür beni geri yolladı, sen git dinlen dedi.
Başkasına, başka arkadaşıma asla böyle bir şey yapılmadığını biliyorum. Bu beni şımartmıyor ama kendimi bununla da kandıramıyorum işte...
Çekip gitmek!
Belki bir yıl Türkiye'den uzaklaşmak gerekir. Bambaşka bir hayatı, bambaşka bir şekilde yaşamak gerekir belki de... Bilmiyorum!
Memur olmak, bu işe devam etmek... çekip köye gitmek! Gidip Avrupa'da yaşamak!
Hepsi mümkün!
Ama karar vermek zor!
Zor olanı karar vermek değil belki, yeni bir başlangıç yapmaktır. Çünkü onun için de bir enerji gerekecektir.
Var mı?
Yok... I-ııh!
Bu arada hastayım hala... Ve dün saat 4'e kadar, evet sabahın 4'üne kadar otogarda Açun'u bekledim o hasta halimle...
Bir rüzgar esti, bir asi poyraz. Feribot seferleri iptal edilince biz tufana uğramış gibi olduk.
Neyseki Açun geldi.
O çok daha yorgun!

0 yorum: