Geçtiğimiz günlerde entelektüel kaygıları olan bir arkadaşımla konuşurken yıllar önce yaptığımız bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi.
Ben üniversitedeyken yaptığımız bir tartışmada, "Ben seçkinciyim. Ve avamı hiç sevmem" demişim.
Gerçekten de öyle bir yaklaşımım vardı. Hala da öyle düşünüyorum. Fakat sanırım bunu biraç açmakta fayda var.
Benim isyan ettiğim şey "köylülük"tür.
Köylülük, sosyolojik bir terimdir. Avam tavra tekabül eder. Görgüsüzlük, bilgisizlik demektir. Köylülükte bilgi ve görgü yoktur.
"Köylü olmak" ile "köylülük" arasında çok fark var. Yer ile gök arasındaki fark kadardır, bu iki terim arasındaki fark...
Köylü, bilgisiz olabilir ama hiçkimse onun görgüsüz olduğunu iddia edemez. Mütevazidir, saygılıdır, saygındır, asildir.
Bilgi de, görgüyü arttırmak amacını taşır. Bilginin böyle bir vasfı vardır.
Köylü, kendi yaşam deneyiminden kendisine yetecek kadar bilgi üretmiştir. Ama onun sonsuz bir görgüsü, tavır zenginliği vardır.
Ve köylünün en önemli özelliği de, bilgisiz olduğunun farkında olmasıdır. İşte onu asil kılan şey de budur. Bilmediğini bilmek de bir şeydir. O kendini bilmektir.
Köylülük ile köylü arasındaki fark budur.
Köylülük'ün, köy ile arasındaki bağlantı, onun Medine'nin (Medeni-şehir) bir karşıtı olduğunu ifade etmek içindir. (Bunu İslami terminolojiyi bilenler bilir)
Konunun başına dönersek eğer, ben görgüsü olmayan, bilgisi olmayan ve en önemlisi de bilmediğinin farkında olmayan, cahil olduğunun bilincinde olmayanlardan nefret ederim.
Bunlar benim için magandadan farksızdır.
Bu türden insanlarla birarada olduğum zaman bütün yaşam sevincimi yitiririm. Hakikaten hiç tahammül edemem onlara...
Bilgisizdir, krodur, ama bunun farkında değildir.
Popüler kültürün en kötü, en bağnaz taşıyıcısıdır. Yaptığı her şey düzeysizliği ile, "Ben burdayım" diye bağırır.
Üzerinde taşıdığı her şey, her tavır sırıtır.
Genel yaklaşımım budur.
O arkadaşla yaptığımız tartışmaya gelince de...
Ona fikirlerimin değişmediğini söyledim. Ama süreç içerisinde yaptığım okumalardan sonra en doğru tanımı buldum.
Eskiden seçkincilik dediğim şeye şimdi, "Asalet" diyorum dedim. Platon'un "erdem" dediği şeye ben "asalet" diyorum.
Ve asalet, asillik her insanın içinde bir potansiyel olarak vardır.
Bizim görüşümüze göre insan iki ayrı "öz"den oluşur: Ruh ve çamur... (Ali Şeriati'nin bu konudaki görüşleri şiddetle tavsiye edilir)
Çamur, en dip düzeye tekabül eder.
Ruh ise yüceliğe...
Allah kendi ruhundan çamurdan yaratılan o şeye üfledi ve bizim "insan" olarak varoluşumuz tamamlandı.
İyi, bilgili, görgülü olmak "aselet" kazandırır insana... Ve asil olarak insan, kendi özünde "ruh" olan boyutuna evrilmiş demektir. (Düz-evrim)
Bilgisiz, cahil ve görgüsüz olmak ise insanı "avam" yapar. Ve avam olarak insan, kendi özünde "çamur" olan boyutuna evrilmiş demektir. (Ters-evrim)
İnsanın çamur ya da ruh boyutuna evrilmesi bütünüyle kendisine kalmıştır. Dilerseniz, çalışırsanız, çabalarsanız asil bir tavra, asalete sahip olursunuz. Yoksa da diğerine...
Ruh dediğim de aslında felsefe diliyle, "Tanrısal öz"dür.
Çamur eksi boyutu, ruh (Tanrısal öz) artı boyutu temsil eder.
Ve bu iki boyut da sonsuzdur.
Biri esfele safilin, diğeri de eşrefi mahlukat boyutudur.
Platon nasıl erdemli olmayı yüceltmişse, ben de asil olmayı yüceltiyorum.
Buradaki "asalet" ve "asilliğin" neseple bir bağlantısı yoktur. Ve ırsi değildir.
Siz dilerseniz içinizdeki bu potansiyeli açığa çıkarırsınız. Ne kadar çalışırsanız o kadar başarılı olursunuz.
Bu heppimizde bir potansiyel olarak var. Asil olmak, asaletli olmak için kraliyet ailesine mensup olmak gerekmiyor.
Herkes içinde Allah'ın kendisine üflediği "öz"den bir parça taşır. Dilerseniz, benliğinizi bu öze doğru evirebilirsiniz.
Ak koyunun kara koyunu olmaz düsturu insana uyarlanamaz. Herkes bu potansiyele sahiptir.
Ve herkes "İslam fıtratı" üzerine doğmuştur, denilirken de, aslında bu kastedilmektedir.
Arkadaşımla bunu konuştuk. Benim aristokrasi yanlısı olduğumu düşünmüş. Ben açıklayınca, seçkinciliği, asaleti biraz açınca bana hak verdi.
Özetle: Düzeysizliğe isyan ediyorum. Kroluğa (kro magnon-gelişememiş insan) isyan ediyorum.
Ve sevmiyorum onları... Ne kadar aşağılık iş varsa bu sınıftan çıkıyor. Namussuzluk, şerefsizlik, adilik hep asaleti olmayan insan türünün yarattığı fenalıklardır.
İçindeki çamur boyuta kendi benliğini hapsetmiş birinin, "eşrefi mahlukata" yaraşır bir tavır geliştirmesi mümkün değildir.
Namussuz birine bakın, onun gözlerinde esfeli safilini görürsünüz.
Öyle...
Bu konu üzerinde daha sonra belki bir dizi yazarım, yine burada...
21 Ocak 2009 Çarşamba
Düzeysizliğe isyan!
Gönderen eski zaman zaman: 00:43
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder