Beni bilenler bilir, sert bir yüz ifadem varsa bile, özünde fazlasıyla duygusal biriyim.
Ve fazlasıyla melankolik...
Hüzünlenmek için çok özel şeyler olması gerekmiyor. Kirece boyanmış, ahşap tavanlı yalnız bir oda bile hüzünlenmem için yeterlidir.
Eski ve yalnız bir sokakta yürürken, camı kırık bir pencereden süzülen akordion sesi de...
Çocukluk günlerimi hatırlatan bir yazma, bir yemeni de hüzünlenmem için yeterlidir.
Yalnız bu sabah beni o kadar derin bir hüzne boğan şey neydi tam olarak bilmiyorum. Bana bu melankolik cümleleri kurduran şey neydi?
Yüreğimin hüzün tellerine dokunan hangi rüzgar beni böyle savurdu acaba?
Bilmiyorum.
Şimdi bu cümleleri okuyunca farkettim yaşadığım hüznü.
Sabah yazmışım, hiç farkında olmadan, çala kalem öylece...
Bir kez daha buraya alayım.
İşte o cümleler:
"Eski anılarda kendimi arıyorum çoğunlukla... Acaba o ortamlarda ben, biz çocuklar ne yapıyorduk diye her karenin arka fonunda kendimi arıyorum. Küçük parçalar halinde ulaşabildiğim kareler var.
Ben çoğunlukla babamın dizlerine dayanmış hayranlıkla anlatılanları izliyorum. Ve nadiren de görebildiğim kadarıyla yüzümde hep tatlı bir mutluluk var.
Bazı anlar bir ömre bedeldir.
Ben şimdi yanlış bir masaldayım. Büyümemeliydim, zaman ilerlememeliydi. Hep o çocukluk günlerimdeki gibi kalmalıydı her şey...
Yanlış bir öyküde, mahzun ve mutsuz bir figürüm.
Beni yeniden yazın mümkünse!"
Hüzün güzeldir! Hayat, yaşadığımız acılar ve tattığımız mutlulukların arasından süzdüğümüz hüzünlerle güzeldir aslında...
Acıdan ve mutluluktan süzebildiğimiz tek iyi şey hüzündür.
Seviyorum hüznü!
21 Ocak 2009 Çarşamba
Sabah ve hüzün!
Gönderen eski zaman zaman: 04:15
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder