O günü şimdi çok iyi hatırladım.
O arkadaşım nişyA'nın yanından geldikten sonra biraz oturdu, grubtan C. arkadaşımızı alıp gitti.
Az ileride, caminin avlusunda C. ile bir şeyler konuşuyordu. Ve yumruğunu sıkmış sert sert konuşuyordu.
C.'nin bu işle alakası neydi ki?
O gün akşama doğru C.'ye, "NişyA'nın yanından geldikten sonra seni alıp cami avlusuna götürdü. Sana neden kızıyordu. Bişey mi oldu" diye sordum.
Acaba nişyA ne anlatmıştı.
Henüz hiçbir bilgimiz olmadığı için bir sürü senaryo uydurmuştuk.
Acaba C. bir hata mı yapmıştı?
C. daha fazla dayanamadı, işin aslını anlattı. Meğerse nişyA, o arkadaşımıza demin yazdığım o şeyi söylemişti. Arkadaş da gelip C.'ye, "Benim onda çok önemsediğim bir emanetim var. Bugün onu arayacaksın, yarın gönderecek. Aksi taktirde gidip Trabzon'u onun ve sülalesinin başına yıkarım" demişti.
C. bize bunu anlattı.
Sonra...
Birkaç gün sonra o emanetler geldi. Onların ne olduğunu öğrendiğimizde, arkadaşımızın bu kadar hiddetlenmesini ve o emanetlerin hemen gönderilmesini neden bu kadar önemsediğini anlamıştık.
Ne kadar kalitesiz, alçak bir kızmış o demiştik... Emanete ihanet demek tam da buydu.
Varsa yüzük, gönder. Sonra ne halt yiyorsan ye, değil mi?
Arkadaşımızı da bu kadar öfkelendiren de buydu.
26 Şubat 2009 Perşembe
Bir de şu var
Gönderen eski zaman zaman: 02:21
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder