7 Şubat 2009 Cumartesi

Özledimm!

Demin işe gelirken unkapanı köprüsü üzerinde onlarca kişi balık tutuyordu. Sabahın bu erken saatinde...
Yüzlerini Süleymaniye'ye dönmüş balık tutuyorlardı.
O kadar mutlu görünüyorlardı ki...
Onları izleyince kendi balık maceralarım aklıma geldi. Murat Nehri bizim köyün içinden akar. O nehrin içinde büyüdüm dersem kesinlikle abartı olmaz... Her Mayıs'ın ortalarından okulun başladığı günlere kadar nehirde geçerdi zamanımız. Annem her Allah'ın günü beni ve küçük kardeşimi bu nehirden alır, öğle yemeğine götürürdü. O gelmese biz de gitmezdik...
Peki neden gitmiyorduk?
İşte asıl anlatmak istediğim bu... Biz bir taraftan yüzerken bir taraftan da balık tutardık oltalarımızla...
Sonra herkes balıklarını temizler, ateşçiler (genelde kücük çocuklar) ateş yakardı. Nehrin yanındaki tarihi mağara ve köprü kolonlarında tuzumuz vardı.
Tuz bitince kimse söylemeden biri getirir koyardı yerine...
Balıkları taze kavak çubuklarına geçirir pişirirdik. O kadar keyifli oluyordu ki... Karnımızı doyuruncaya kadar balık yerdik.
Tuzlu, şöyle iyice pişmiş... Keşke şimdi yine olsaydı.
Sonra debinin yüksek olduğu yerlerde, dalgaların üzerinde sörf yapa yapa kendimizi suya bırakır, karanlık bastırıncaya kadar yüzmeye devam ederdik. Ne oyunlar oynardır Allah'ım...
Şimdi düşünüyorum da cennet herhalde öyle bir şeydir.
Mayıs ve Haziran'ın ilk günlerinde nehirden eve dönüşümüzde yolumuz gelincik tarlasından geçerdi.
O tarlada sarı çicekler vardı.
Ben hemen hemen her zaman bu sarı çiceklerden Gülsüm'e bir taç yapar, götürürdüm. O da takardı.
Taç yapmayı da büyüklerimizden öğrenmiştik... Örüyorduk çicekleri, süper oluyordu.
Herkes de yapamıyordu.
Zaten benden başka kızkardeşini bu kadar seven, ona bu kadar değer veren kimse de pek yok gibiydi.
Gülsüm de alır onu mutlulukla takardı.

0 yorum: