7 Şubat 2009 Cumartesi

Üniversitede...

Önceki gün üniversiteye gittiğimi söylemiştim ya... Orada gezinirken neler hisettiğimi, hangi anılara gittiğimi vb. yazmamıştım.
İşin anı kısmı bana özeldir, hatırladığım, andığım bazı anlarım oldu elbette...
Orada gezinirken öğrencilerin yaş profillerine baktım. O kadar genç ve körpe geldilerdi ki...
Bir ara şaşırdım ama, neden sonra benim de o yaşlarda, burada olduğum aklıma geldi.
Daha yirmisine girmeden gelmiştik buraya...
O gençlerin o kıpır kıpır hallerini, kimi zaman sevinçten pörtlemiş kimi zaman da melankolinin iyice büzdüğü o gözlerine bakınca kendimi gördüm.
Kim bilir kaç kişi hayatının ilklerini o okulda yaşıyordu.
Üniversite yolunu kendin çizdiğin bir hayatı yaşayabildiğin son dönemdir. O nedenle eşsiz önemdedir.
Üniversite bitip iş hayatına atıldığında artık şartların belirlediği bir hayatı yaşamak zorunda kalıyorsun.
Üniversite o nedenle köprüden önceki son çıkıştır.
Buraya, benim yanıma staj yapmaya gelen bütün öğrencilere söylediğim ilk şey şudur: "Gidin okulunuzu okuyun. Okul bittiği gün işi düşünün. O güne kadar da aklınızın ucundan bile geçmesin. Çünkü daha sonra bir işin mutlaka olur... Ama bir daha, ne 20'li yaşların ne de bu yaşın heyecanını paylaşacağım kalabalık bir arkadaş ortamın olur"
Şuan pişmanlık duyduğum tek şey okul yıllarında iş hayatına atılmaktır. Keşke okul bittiği güne kadar okulda kalsam, o gençliği doya doya yaşasaydım.
Ama olmadı.
Bu pişmanlık biliyorum ben yaşadıkça sürecektir.
Şimdiki aklım olsa...
Derse girer, hocalarla tartışır, eylem organize eder, enerjim yettiğince sosyal organizasyonlar yapardım.
Ders boykotlarını organize ederdim.
Ama olmadı.
İşte orada gezinirken öğrencilere bakıp kendimce tahminler yürüttüm. Bir çocuk vardı, elinde kitapları, dalgın dalgın yürüyordu.
Ona bakarken aklımdan şu geçti: Acaba şu çocuk, şu melankolik bakışlı çocuk aşık mı? Düşünceli, kaygılı... Ama düşündüğü şey de, kaygısı da onu mutlu ediyor.
Bir başka öğrenciye bakarken başka bir şey düşündüm. Bir başkasında başka bir şey...
İleride kahkaha atarak yürüyen kızlı, erkekli bir grup vardı, onlar başkaydı.
Tarihi üniversite kapısının tam önünde güzel elbiseler giymiş, tıraşını olmuş, sık sık saatine bakan bir genç vardı. Acaba kimi bekliyordu? Bir ara orada bekleyip, kimi beklediğini görmek istedim ama sonra vazgeçtim. Bu röntgenci tutum beni utandırdı.
Kapının tam önünde durup Beyazıt meydanına baktım. Bir baba ile yürüyen bir kız vardı. Arkaları dönük yürüyorlardı. Kimdi onlar? Üniversite ile bir ilgileri var mıydı?
Dönerken İletişim'in önünden geçtim. Bahçesinden içeri baktım. Aracı durdurup içeri girmeyi, kantinden bir çay alıp o yenilenen enfes bahçesinde içmeyi çok istedim ama...
Olmadı.

0 yorum: