16 Mart 2009 Pazartesi

Öyle böyle...

Uzun uzun yıllardır kimseyle pek siyasi polemiklere girmem. Bunun iki nedeni var:
1-Konuşacağım kişilerin kaliteli insanlar olduğuna inanmam gerekir
2-Konuşacağım kişilerin partizan olmamasına inanmam gerekir.
Partizan biriyle konuşmak kadar saçma bir şey yoktur.
Ne derseniz deyin, eğer onun inandıklarının dışında bir şey söylüyorsanız sizin yalan söylediğinize inanır.
Cumartesi günü işyerinde bir dinazorla tartıştık... Doğrusu onun partizan olduğundan haberim yoktu.
Konuştukça baktım ezbere konuşan, birtakım sloganlara kendini hapsetmiş biridir. Bunu farkettiğim andan itibaren de, "Dikkat" dedim.
Ne dediyse kanıtlamasını istedim.
Bir ara söz dönüp dolanıp AK Parti ile CHP'ye geldi. Konuşmasının bir yerinde dedi ki, AK Parti'ye oy verenler genelde kapıcılar, varoşlar, köylüyer ve okuma yazma bilmeyen cahil kesimlerdir.
CHP'ye oy verenler de okumuş insanlardır dedi.
Tartıştığımız odada üç kişiydik... Ona dedim ki, "Sen hangi okuldan mezunsun?" Muhtemelen lise mezunuydu.
Sonra, "Bak burada 3 kişiyiz. Sen muhtemelen lise mezunusun. Belki ortaokul bile olabilirsin, bilmiyorum. Biz ikimiz ise üniversite mezunuyuz. Sen CHP'ye vermişsin oyunu, biz ise AK Parti'ye... Hani okumuşlar CHP'ye veriyordu?"
Adam tabii ki orada bayağı bir köşeye sıkıştı.
Kendi kendime, "Dikkat!" dediğim nokta vardı ya, o andan itibaren konuşmanın bir yerinde bana, "Kaç yaşındasın?" dedi. Ben de, o adamın yaşını üç aşağı beş yukarı tahmin ettiğim için de, eğer bir saygısızlık yaparsa aydı dille karşı koyma şansım olsun diye yaşımı 36 olarak söyledim. O da 47 yaşındaymış...
AK Parti ve Deniz Feneri ile ilgili bir sürü iddia öne sürdü. Onların hepsinin yanlış olduğunu, eğer varsa belgesi bunu getirmesini istedim. Ne söylediyse aksini ispatladık orada...
Bunun başka gazetelerde yayınlandığını da söyledik.
Bana konuşmanın bir yerinde, "Sen yalan söylüyorsun" dedi.
Ben de tam fırsatını bulmuşken adamın üzerine resmen çöktüm. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Ben: Bana yalancı diyemezsin. Terbiyesizlik yapma...
O: Ama ne söylüyorsam inkar ediyorsun, doğru değil diyorsun.
B: İyi de ispat et diyorum. Niye terbiyesizleşiyorsun. Sen kim oluyorsun da bu kadar haddini aşıyorsun. 47 yaşındasın ama terbiyesizlikte hiç de sınır tanımıyorsun.
O: Terbiyesizlik yapmadım.
B: Düpedüz terbiyesizlik yapıyorsun. Haddini bil... Ve bundan sonra sakın benimle muhatap olma, tamam mı?
O:...
B: Saygısız herif... Bir de okumuşsun öyle mi? Bir de seçkincisin öyle mi?
O:...
B: Okumuş olmasan kim bilir nasıl olurdun?
Sonra adam çıkıp kalkıp gitti.
Çok şükür ki gerçek yaşımı söylemedim. Yoksa kendimi ona karşı savunamazdım, o zaman gerçekten de saygısızlık olarak anlaşılırdı.
36 ile 47 arasında da fark var ama, 36 yolun yarısını geçmek olduğu için de pek bir sorun değil...
O gitti, başka emekli bir öğretmen geldi. Baştan da söylediğim gibi konuşacağım kişilerin kaliteli adamlar olduğuna inanmam gerekir. O yeni gelen kart militanın kalitesini bildiğim için de ne kadar konuyu açsa da hep başka yöne çevirdim konuyu... Onu muhatap almadım.
Tabii ki çok bozuldu.
Arkadaşım, "Onu niye muhatap almadın? Oysa arkadaşını savunmaya gelmişti" dedi.
Cevabım şu oldu: "Bunu mu muhatap alacaktım. Adam değil ki?"
Peki o digerini niye muhatap aldım?
Ona hıncım vardı çünkü...

0 yorum: