Akşam saat 21'den sonra İstanbul'a gelip burada göz ameliyatı olan bir akrabamızı ziyarete gittim. Çocuklarının evinde kalıyordu.
Gece saat 24'e kadar çok keyifli bir sohbet geçirdik. Bu akrabamız geçmişi Harun Reşit dönemine dayanan çok köklü bir aileden geliyor.
Osmanlı'nın son dönemlerine kadar dedeleri hep "bey"di. Yani içine bir iki ili alan koca bir bölgenin hem sorumlusu hem de burada çok geniş bir toprağın sahibi...
Kadastrolaşma dönemi başladıktan sonra bunlar elbette topraklarının önemli bir bölümünü kendi maiyetinde çalışan, onların işlerini gören normal halka verdi. Ama şimdi hala bile inanılmaz bir variyete sahipler.
Onlarla akrabalığımız da halam nedeniyle oluyor. Halam bu adamın amcasıyla evliydi. Ki bu aile öteden beri bizim aileye sonsuz saygıyla bağlı bir aileydi. O saygıya binaen, bizim aileye duyulan o muhabbete binaen devrim en önemli İslam alimlerinden biri olan dedemden kızını istemişler, dedem de birçok medresenin banisi ve finansörü konumunda olan bu aileye kızını vermiş...
O halamdan 4 erkek, 2 kız doğdu. Erkeklerden ikisi Ankara'da üst düzey bürokrat olarak çalışıyor. Diğerleri de kendi bölgelerinde birer bey olarak yaşamlarını sürdürüyor.
Bizim oradan yaşlı biri İstanbul'a geldiğinde bizi görmeden asla gitmez. Ben buraya gelip de bizi görmeden giden bir yaşlıyı hatırlamıyorum. Dedem, babam ve amcamlar dolayısıyla sağolsunlar büyük saygı duyuyorlar hepsi...
Gençleri de aynı saygıyı duyuyor. Fakat ben onların yanına gittiğimde herkes kendini belli bir saygı dairesi içine kıstırınca haliyle sıkılıyorum. O nedenle de İstanbul'da kendi çevremizden gençlerle görüşmüşlüğüm pek vaki değildir.
İstiyorum ki böyle dost gibi olalım, o bana şaka yapsın, ben onlara... Ama olmuyor.
Neyse...
Çok özele girdim.
Dün o aileyle ilgili, Harun Reşit'in vezirliğinden Türkiye'ye geliş hikayelerini dinledim. Abdullah abinin anlattıklarını tarih kitaplarında da görmek mümkün ama bunu direkt o tarihin gerçek öznesi olan birinden dinlemek apayrı bir değer taşıyor.
Sonra bizim o bölgedeki şeyh ailelerini, önemli alimleri ve bazı aşiretlerin reislerini konuştuk.
Ben soru sordukça o anlattı. Ve gördüm ki o anlattıkça da mutlu oldu. Sonunda bana dedi ki, sizin aileye bu nedenle herkes önem veriyor. Mayanız çok kaliteli... İyi insan kendini her şeyiyle ele verir, dedi.
Sağolsun. Çok mahcup oldum. İnşallah öyleyizdir.
Tabii ben gideceğim diye yenge hanım ve Abdullah abinin kızı oturup yöresel yemekler yapmışlar. Dediler ki, "Senin eşin Türk'tür. O bu yemekleri bilmez belki... Yapalım da, bari memleketten lezzetler tat" dedi.
Açun sağolsun bazı yemeklerimizi biliyor.
Dün enfes bir ziyafet vardı.
Çok mutlu oldum.
Beni hiç bırakmak istemediler. Açun'a bir hediye paketi bırakıp gitmiştim. O sporda olduğu için ben gittiğimde evde yoktu. Telefonuma, "Sen gelmeden bu paketi açmayacağım" dedi.
Ben de onu daha fazla merakta bırakmamak için saat 24'te çıkıp gittim. Eve 15 dakika sonra vardım, Açun hediye paketi açtı.
Çok da mutlu oldu.
Ben de dün kendi yöremden sevdiğim insanlarla bulunduğum için çok mutlu olmuştum.
Tabii Açun'un mutluluğu beni ayrıca mutlu etti.
15 Nisan 2009 Çarşamba
Dün
Gönderen eski zaman zaman: 23:55
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder