Uff!
Dün o kadar yoğun geçti ki... Önce kalkıp güzel bir kahvaltı yaptım. Ardından da benim ana dilimle ilgili bilimsel çalışmaları yürütmek üzere kurulacak olan bir vakfın toplantısına katıldım.
Aynı dili paylaştığımız birçok işadamı, akademisyen, araştırmacı, filolog vs. toplanmıştı.
Vakıf ile ilgili yapılacak ilk yemekli toplantının içkili bir restorantta yapılmış olması krize neden oldu.
.levi arkadaşlarımız, "Hala bu çağda içkili ortamda toplantıya katılmayacaklar mı var" deyince ben patladım.
Ne demek?
Niye olmasın ki... Orada eğer bir ortak paydada buluşulmak isteniyorsa, objektif bir vasatta buluşmak gerekir.
Asla ve kat'a içkili ortama girmeyecek binlerce insan var.
Aslında orada çok da sivrilme taraftarı değildim. Fakat toplantıya çok sayıda ilgisiz konsolosun da katılacak olması beni kıllandırdı.
Onların o tavrını görünce de bunda bir çapanoğlu var dedim. Sanki bu da bizim insanlarımızı laikleştirme çabası gibi geldi bana... Ve orada kendi fikrimizde ısrar ederek, kurulacak olan vakfın kesinlikle bu temel üzerinde bir duyarlılığa ve kuşatıcı bir ruha sahip olması sözünü dikte ettirdik. İnsanlar oraya kendi farklılıklarıyla katılacak... Ve farklılıkları onlar için bir ayrıcalık vesilesi olacaktır.
Dedik...
Tabii bu oradaki bir çoğunun hoşuna gitmedi. Doğrusu hiçbir zaman birilerinin gönlü olsun diye davranmadığım için çok da takmadım. Önemli olan doğruları savunmaktır. Kimseye şirin gözükmeye de hiç gerek yok... Şirin görünmek sözkonusu olunca bu neden hep müslümanlardan beklenir, ya da müslümanlar neden kendilerini böyle bir zorunlulukta hissederler anlamış değilim.
Onların asla böyle bir kaygıları yok... Maalesef bunu çok geç de olsa anlamış bulunmaktayım. O nedenle kendi adıma birilerine şirin görünmenin hiç de erdem içermediğini düşünüyorum.
Neyse...
Kalktık geldik. Oradaki müteahhit bir arkadaşımı getirdim. Ona bir bizim banyoyu yaptırdım. Eskiden sıva, duvar gibi bilimum inşaat işleriyle uğraştığı için biliyordu. Şimdi müteahhit ama eskiden ustaydı.
Onu da hallettikten sonra bizim tayfayla o toplantıya dair durum değerlendirmesi yaptık. Asla bundan taviz verilmeyeceği sonucuna ulaştık.
Öyle de olması gerekiyor.
Bir taraftan asimile olmayalım, küreselleşmenin dayattığı riskleri bertaraf edelim, dilimiz yok olmasın diye çabalarken öte taraftan da muhafazakar yapıyı da korumak gerekiyor.
Bizim halkımız laikleştiği gün biter.
Onlar gitti. Başka bir arkadaşla randevumuz vardı. Bilgisayar mühendisi bir arkadaş bu... Onunla da Fatih Camii'nin çevresinde tur ata ata (Oturmaktan sıkıldıktan sonra) saat 00.30'da kadar muhabbet ettik.
Bilin bakalım konumuz neydi?
Ergenekon, Fethullah Gülen ve oluşan sağcı-solcu-ulusalcı-islamcı-milliyetçi gizli ittifak üzerineydi muhabbetimiz...
Şimdi böyle bir ittifak mı var diyeceksiniz. Peki SP ve Erbakan Hoca'nın o ilginç, absürd tavrını nasıl değerlendireceksiniz?
Bu derin bir konu...
Bir ara ümmetin hayrı için yazarım. Ama şimdi bana müsaade...
19 Nisan 2009 Pazar
Dün
Gönderen eski zaman zaman: 23:32
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder