15 Nisan 2009 Çarşamba

İçinden aşk geçen bir yazı

Hiç unutmam. Zaten unutmak da mümkün değil ki... Köyde çok sevdiğim bir arkadaşım evlendiğinde düğün yerinden biraz uzaklaşıp kendimi bir anda ortamın anbiansına hiç de uygun olmayan bir ruh atmosferinde bulmuştum. Kafamda bir soru vardı ve nedense bu beni hüzünlendirmişti.
Arkadaşım evleniyordu.
Peki ben?
Ben acaba kimle aynı yastığa baş koyacak, iyi günde de kötü günde de bu hayatı birlikte tüketecektim?
Bu aslında trajik bir sorudur.
Cevabını bilmediğin her soru, yaşama dair her soru trajik değil mi?
Bu soruyu sorduğumda daha 16 yaşındaydım. Ve ömrüm boyunca aşk nedir bilmemiştim. Bacım gibi baktığım kızlar hariç, bir kızla konuşmuşluğum da yoktu.
Bu acaba kim olacaktı?
Annemi ve babamı düşündüm. Birlikte bir hayatı inşa etmişlerdi. Her şey eminim çok iyi olsun istemişlerdi. Bazen iyi olmayan şeyler olmuşsa da birlikte mücadele etmişlerdi.
Annemin bir annesi, bir babası, kardeşleri vardı elbette... Babamın da hakeza öyle. Ama evlendiklerinde artık onlar da birilerinin babası, oğlu/kızı ve kardeşi olmuş; kendileri artık bir'leşmişlerdi.
Kardeş bir yana, ana baba bir yana... Herkes kendi evindeydi. Ve burada da bizim evimiz vardı. Annem ve babam, artık birbirinden ayrılmaz bir bağla bağlanmışlardı. Ne kardeş, ne de ana babayla kurulan bir bağdı onlarınkisi... Birlikte inşa etmişlerdi. İyi olması için hep aynı güçle, aynı heyecanla hep birlikte can cana birlikte çalışmışlardı.
O gece evliliğin ne olduğu üzerine çok düşündüm. Gökteki yıldızlara bakıyordum sürekli ve aklımda hep o soru vardı: "Benimle aynı paylaşacak kişi kim olacaktı?"
Sigaramı çıkarıp yaktım. Ve, "Acaba o şimdi nerde ve gökteki hangi yıldıza daha yakın" diye düşüncelere dalmış, bir batıya bir doğuya, bir de tam üzerime denk gelen yıldızlara bakar, bir tahmin yürütürdüm.
O, belki de şu tam üzerimde duran bu parlak yıldıza yakın bir yerdedir, kim bilir?
Belki de şu güneydeki tam da onun şuan gözlerine yansıtmıştır ışığını, belki de şu batıdaki ışık kümesini taç gibi başına konduran kızdır benim yarim olacak?
Kim bilir?
O gün köyümün o enfes yaz gecesinde, o hafif üşüten yaz gecesinde samanyolunda bir derviş olmuş, yarimi arıyordum gökyüzünde... Bu oyun bana o kadar güzel gelmişti ki?
Dügün dağıldıktan sonra evime gidip, orada balkonda durdum. Ve çocukluğumdan beri hep yaptığım gibi kendi yıldızıma bakıp içimden onunla konuştum.
Hayatımda ilk kez aşkla ilgili cümleler kuruyordum içimden. Ve ilk kez dilimin ucuna o cümleleri yerleştiriyordum namluya sürülen kurşunlar gibi...
Ve ilk kez dudaklarımdan dökülüyordu, içinden aşk geçen cümleler. Ve ben ilk kez bu cümleleri bir kıza değil de, ileride yarim olacak kişi adına o yıldıza fısıldıyordum o gece vakti...
O yıldız, yarim daha doğrusu yarimle aramdaki köprü olmuştu.
Sonra...
Bu böyle bir kaç gün sürdü. O arkadaşın düğünü aklıma evleneceğim kızı, hayatımı paylaşacağım meçhul yarin düşüncesini sokmuştu.
Hayatımda ilk kez o günlerde bir sırrım olmuştu işte... Ben ve gökteki o yıldız arasında...
Kalbimden, aşk dolu kalbimden süzdüğüm cümlelerimi o yıldıza söylüyordum, o da yarim olacak kıza gidip fısıldıyordu.
O yaz çoğunlukla böyle geçti. Ergenlik dönemimde en sevdiğim şey yalnız kalmak ve kendimle konuşmaktı. Herşey içimde kalıyordu. İçimden konuşuyordum ve içimden duyuyordum ve kalbimde saklıyordum tüm konuşmalarımı...
Aşkın ilk hallerini o yaz tanıdım.
Platonik hallerini...
Kalbim aşıktı.
Bir sevgilim yoktu. Aşık bir kalp bana yetiyordu. Her gece annemler uyuduktan sonra çıkıp balkona gidiyor, uzanıyor ve gökyüzünü izlemeye koyuluyordum. Sonra sıra o yıldızla konuşmaya geliyordu.
En çok sorduğum soru da, "O şimdi nerede?" sorusuydu.
O yıl bir Mecnun oldum. Ve kalbimdeki bu aşkın sahibini aramaya başladım. Onu buluncaya kadar da arayışım sürecekti. Buna ahd etmiştim.
Yıllar yıllar geçti.
Ben artık aramaktan yorulduğum bir gün, kalbimdeki aşkla umudunu yitirmiş bir halde bir köşede bekleşirken o çıka geldi.
Kalbimdeki aşkın sahibi geldi ve beni buldu.
Yedi yıldır o yıldıza anlattığım her şeyi kalbimdeki o aşkın sahibine anlatmaya çalışıyorum. Yedi yıldır o yıldızın altındaki o masum, o kirlenmemiş çocuğun ki kadar saf ve temiz bir aşkla ona, onun kalbine tek bir şeyi fısıldıyorum. Ve diyorum ki, "SENİ SEVİYORUM KALBİMDEKİ AŞKIN GERÇEK SAHİBİ"
O günlerde, "O şimdi nerede?" diye sorduğumda gözüm hep batıdaki o büyük yıldıza, o sırdaş yıldıza kaymıştı.
Yanıltmadı kalbim beni...
Bugün, batıdaki o yıldızı başına taç yaptığım yarimin doğum günü... Doğum günün kutlu olsun!
Birlikte aynı yastığa baş koyarak geçirdiğimiz bir yılımız daha oldu. Nice yeni yıllara...

0 yorum: