28 Nisan 2009 Salı

Kan lekesi!

Dün malum İstanbul'da bir çatışma çıktı, ayrıntıları gazetelerde okumuşsunuzdur, o nedenle ben farklı bir yöne dikkati çekmek istiyorum.
Bu son olayda malum çatışmayı izlemeye giden 16 yaşında Mazlum adında bir sivil öldürüldü.
Canlı yayında, başına aldığı tek kurşunla yaşamını yitirdi.
Onu vuran kurşun bir gazetecinin kulağını sıyırıp geçmişti. Tamam gazeteci orada, polis orada, istihbaratçılar orada ama o sivilin ne işi var Allah aşkına?
Yani şimdi o da eceli tecelli etsin diye oraya gitmişti diyebilirsiniz ama bu kadar basit mi?
Dün canlı yayında o çatışmayı izlerken yüreğim ağzımdaydı. Gazeteciler orada, bomba sesleri, silah sesleri televizyon ekranlarından duyuluyor. Muhabirler neredeyse, "Aha bir tane bomba daha atıldı" modunda haber sunuyor.
Bu apayrı bir rezaletti.
Fakat hiç mi bir Allah'ın kulu yoktu da, sivillere, "Kardeşim siz buraya girmeyin, bakın emniyet şeridi var. Kurşun adres sormaz" demedi. Hiç mi?
O çocuk birkaç kuruşa çalıştığı işyerine giderken, o bulaşık dağının altına sürmeden emeğini alınterini gidip burada, evle iş arasında yoksulluk içinde geçen hayatına, o tekdüze ve kasvetli hayatına bir renk katmak için belki de gitti.
Belki de...
Kim bilir hayatına renk katmak gibi bir amacı bile yoktu.
Biri çıksa o çocuğa, "Ne gelirse insanın başına meraktan gelir" atasözünü hatırlatsa, o çocuk şimdi yaşıyor olacaktı belki de...
Ecel geldi mi, geliyor işte... Bu çocuğun ölümünü düşünüyorum da, onu o çatışmanın bir parçası kılan o yazgıya, yoksulluğun şekillendirdiği, Diyarbakır'ın bir dağ köyünde başlayıp İstanbul'da biten o göz yaşartan kadere ne denebilir ki?
Kadere isyan olmaz... Söylenecek tek şey var o da, inna lillahi ve inna ileyhi raciun'dur.
Görev başında şehid edilen Semih Balaban'ı ve onun geride bıraktığı o acılı eş ile iki çocuğunu düşünüyorum da, vardır her şeyde bir hayır diyorum sadece...
Ergenekon'u savunanların yakalarına dün Bostancı'da kan sıçradı. Bunu nasıl temizleyecekler?

0 yorum: