30 Temmuz 2009 Perşembe

Yıldızlar altında...

Bildiğiniz gibi birkaç gün önce yıllık izinden döndük... Tatilimin nasıl geçtiğini yazmıştım genel anlamda...
Ama hepsi o kadar değildi elbette...
Asla unutamayacağım detaylar da vardı.
Onlardan biri...
Gece herkes uyuyunca biz Açun'la bahçeye çıkıp gökyüzünü izliyorduk. Hemen hemen her gece bunu yaptık. Tarifsiz bir mutluluktu.
Güzel sohbetler eşliğinde yıldızlara bakıyor, kendimize en yakın ve parlak olanlarıyla ilgili yorumlar yapıyorduk.
Çoban yıldızı o kadar parlaktı ki...
Açun, "Ne vakit yıldızlara baksam hüzünlenirim" demişti. Neden acaba? Bu soruya net bir yanıtı yoktu.
Ben ise yıldızlara bakınca çocukluğumu, o mutlu günleri hatırlarım. Ve mutlu olurum. Elimde beni mutlu edecek hiçbir şey yoksa bile çocukluğum var. Bu bana yeter çoğunlukla...
Gökyözü ayrı bir alem. Gözlerimi oraya doğrulttuğumda o karanlık ve o karanlığı yırtan o ışıkların ardından bir nur görür gibiyim. Çocukken hep, "Allah işte oradadır, karanlığın ve ışıkların ardında..." derdim. Karanlıktan da ötede olduğu için göremezdik ama vardı.
O'nun her yerde olduğunu, her an hazır ve nazır olduğunu kavradığımda ise o karanlığın ve ışığın ardını hiç bırakmadım. O her yerde ve orada...
O keyifli gece saatlerinin en keyifli yanlarından biri de bol bol içtiğim purolardı. Güzel geçen bir günü, gecenin en son saatinde, yıldızlar altında güzel bir puronun keyfiyle bitirmek galiba keyiflerin en güzelidir.
Bu güzelliği her gece yaşadım.
Açun bu keyfime itiraz etmedi. O nedenle bir teşekkür borçluyum. Güzeldi, keyifliydi, yıldızlar, gökyüzü, karanlık, ağustos böceklerinin ve gece kuşlarının sesi ve elbette artık kullanılmayan kilerin damından gelen kıpırtılar...
Ve gece açan çiçekler elbette...
Ve ıhlamurlar!
Ihlamurlar altında gece keyfi tatilin en güzel anlarından biriydi.

0 yorum: