17 Ekim 2009 Cumartesi

Edep ya hû

Dün burada yine tatsız bir olay yaşadım.
Dul bir sekreter ayağıma dolandı. Kızdırdı beni...
Öteden beri soyunu, sopunu bilmediğim kişilere karşı bir önyargım vardır. Çok şükür bizim yüzyıllara uzanan çok şanlı, asil bir geçmişimiz var. O nedenle bu konularda ister istemez biraz seçiciyimdir.
Dediğim gibi soyunu sopunu bilmediğim kişilerle muhatap olmam pek... Zoraki ilişkilerde de oldukça resmi tutarım diyaloğu...
Bu bahsettiğim sekreterle de ilişkim bu düzeydedir. Soyunu sopunu pek araştırmaya gerek yok, kaç yıldır kişiliğiyle hiçbir saygıyı hakketmediğini fazlasıyla hissettirmiştir.
Dün işte beni bir tartışmanın içine çekmeye çalıştı. Oldukça sert bir karşılık verdim ve, "Sabah sabah asabımı bozma, terbiyeni bil kadınnnn" diye bağırdım.
Oracıkta sustu.
Susmasa ne yapardım bilmiyorum. Zira bu tür münakaşalarda hep yenilen taraf olurum. Çünkü bir kadınla, üstelik de şirret ve ar, edep bilmeyen bir kadınla başa çıkacak ne birikim ne de görgü var bende...
Yani erkek olsa, gider kozlarınızı paylaşırsınız. Ama kadın işte...
Bir de beni bu tür durumlarda en çok güldüren şey şudur: Bu tip kadınlara bağırıp çağırdığın zaman seni, "Kadına saygı göstermeyen bir maço" olarak görürler.
Sen saygıyı hakkeden kadın mısın?
Saygıyı hakketmeyen kadına gösterilecek saygı, kişinin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür.
Ben de kendi düşmanım değilim ya...
Bir kez daha kadının en büyük ziynetinin edeb olduğunu farketmiş bulunmaktayım.
Evet...
Bu bahsi burada kapatalım.
Bundan sonra sık sık yazmaya çalışacağım. Zira yazınca iyi oluyor. Blog var madem, o halde hep yazmalı...
Değil mi?

0 yorum: