15 Ekim 2009 Perşembe

Güzel haberler

Dün facebooktan çok sevgili bir arkadaşımı buldum.
Dersanede üniversiteye hazırlanırken bir yurtta kalıyordum. O yurt benim lise döneminde takıldığım bir gruba aitti.
Dersaneye gidip geliyordum. Aklım bir karış havadaydı. Kendi dersanemde il birincisi olmuştum. Başka bir dersanenin de sınavına girmiştim sırf hava olsun diye... Ve sırf hava olsun diye forma adımı ve soyad olarak da "Baba" yazmıştım.
Sonuçları öğrenmeye gittiğimde hiç unutmam bir kimyacı bayan öğretmen vardı, ondan sonuç belgemi istedim.
İsminiz ne? diye sordu.
Ben de ismimi söyleyince, gülümseyerek "Baba ... mı?" dedi.
Evet dedim.
O dersanede de 3 dalda birinci olmuştum.
İşte arkadaşım o dersanede okuyordu. Ve babası da bizim yurdun bağlı olduğu grubun siyasi partisinin ilk başkanıydı.
Yurda gelip gidiyordu. Onların dersanesinde birinci olan Baba ...'nın gidip geldiği o yurtta kaldığını öğrenince birgün benimle tanışmaya geldi.
O gün arkadaş olduk. Kaydını benim yüzümdem bizim dersaneye aldı. Birlikte dersaneye gidip geliyorduk.
Daha doğrusu gidip geliyoruz gibi yapıyorduk.
Akşama kadar geziyorduk.
Neler yapıyorduk neler?
Babası aynı zamanda ünlü bir avukattı. Avukatlık bürosunun olduğu han akşam kapandıktan sonra benle arkadaşım gidip bekçiye kapıyı açtırıp, babasının avukatlık ofisine gidip oturuyorduk. Gece yarısına kadar sigara, çay içe içe muhabbet ediyorduk. Elbette müzik dinliyorduk bir de...
Babası birgün bizim o ofise gidip keyif yaptığımızı öğrenince kıyametler koptu. Ofise girişimiz yasaklandı. Anahtarlar alındı vb...
Oysa biz çoktaannn kendimize alternatif oluşturmuştuk.
Yurt müdürü ben gece geç saatlerde gittiğim için beni yurttan atmaya çalışıyordu. Ama benim amca oğlum, yurt müdürünün işyerinden amiriydi.
Ne vakit benim ne kadar haylaz olduğumdan bahis açılsa, amcaoğlum, "Şaka yapıyorsun. İl birincisi olan biri nasıl haylazlık yapar? Haylazlık yapıyorsa şayet, hangi ara fırsat buluyor da çalışıyor ve birinci oluyor" diye sorunca, yurt müdürü daha fazla üstelemiyormuş.
Her hafta şikayetler üzerine amcaoğluma hesap vermeye gidiyordum. Her gittiğimde yanımda bir sınav sonuc kağıdıyla gidiyordum. Sınav sonuçlarıma bakınca da kahve ısmarlayıp gönderiyordu.
Sınava girdik... Ben İstanbul'a geldim, arkadaşım da Ankara'ya gitti. Ben sevdiğim bölüme geldim, o da sevdiği, hukuka gitti.
Okulu bitirdik, o Kanada'ya gitti.
Ben ise bildiğiniz gibi işte, buradayım.
Okula geldikten sonra birinci sınıftayken o arkadaşım İstanbul'un kurtuluş şenliklerine katılmak üzere buraya geldiğinde görüşmüştüm. Bir daha da fırsatımız olmadı. Ara ara telefonlaştık, en azından onun nerede olduğunu biliyordum.
Feys sayesinde dün kendisini buldum.
Meğerse arkadaşım Kanada'da yüksek lisans yaptıktan sonra ticarete atılmış. Şimdi uluslararası çapta büyük işler yapıyor.
O kadar mutlu oldum ki...
Hayatta en sevdiğim arkadaşlarımdan biridir. Tam benim kafamdan. Zeki ama tembel... Seviyeli, saygılı ama özgürlükçü... Dindar, devrimci ve gelenekçi... Gelenekçi ama eski kafa değil. Yenilikçi ama, modernist değil.
Tam bir aşk adamı... Melankolik, tam da benim gibi... Sevmek ve acı çekmek onun için de kardeştir, benim için de...
İkimiz de aynı müzik zevklerine sahiptik. Aynı kitapları, aynı yazarları severdik. Aynı dünyayı seviyorduk.
Gitmek istediğimiz cennet de aynıydı.
O kadar yani...
Anlayacağınız dünden beri o kadar mutluyum ki...

0 yorum: