10 Aralık 2009 Perşembe

Fatih

Demin Fatih'e gittim.
Oraya adımımı attığım an o kadar mutlu oldum ki... O mutluluk kısa süre sonra yerini derin bir hüzne bıraktı.
Ayrıldık oradan...
Artık sadece misafir olarak gidip geleceğim oraya...
Ayrılıklar beni hep üzmüştür.
Başkaları için ayrılık öylesine gelip geçici bir şey ya da bir değişikliktir. Benim için ise uzun uzun süren kalp sızısıdır.
Bir iç daralmasıdır.
Gittiğimiz yer konum ve ev olarak Fatih'ten daha güzeldir. Bu kesin... Ama sevmiştim ben Fatih'i ve sevdiğim bir şeyden ayrılmak bana hep zor gelmiştir.
Bu da zor oldu.
Demin Fatih'te gezerken yolumu bilerek Fatih Camii'ne düşürdüm. Ben geçerken ezan okunuyordu, önümden birkaç yaşlı gidiyordu namaza, tanıdık birileriydi...
Zeki Amca'ya merhaba demek istedim fakat neden sonra, "Bırak, bırak seni unutsun" diye bir ses duydum içimde...
Cami avlusundaki çınar yapraklarına basarken kalbimin kırıştığını ve hışır hışır ses çıkardığını hissettim sanki...
Gördüğüm her taşa, sevdiğim her mimari detaya dikkatlice bakıp, sessizce "Elveda" dedim.
Melankolik bir raks yaptım o sokaklar arasında... Ve hüzünle acıttım içimi.
Açun'u aradım.
Ona, "Îleride yeniden Fatih'e döneceğiz" dedim. Aslında söylemek istediğim şey şuydu: "İleride beni mutlu eden bu semte yeniden dönecek miyiz?"
En çok neyi seviyordum biliyor musunuz?
Fatih benim kalbimi onardığım yerdi. Yeniden hayata gülümsediğim, yaşama sevincine yeniden el uzattığım bir yerdi.
Çıkıp o kahvelerde oturup bir çay içmek, gidip evde biraz oturup yeniden çıkıp bir tur atmak keyfi vardı. O keyfi seviyordum.
Fatih, benim İstanbul'da kendimi yalnız hissetmediğim tek yerdir. Yalnızlığımı benden alıp götürüşünü seviyordum.

0 yorum: