Dün Kanal 7'deki Mevlit programını izlerken çocukluk günlerim aklıma geldi.
Hoca Türkçe mevlit okuyordu, benimse içimden Kürtçe mevlitten ezbere bildiğim cümleler geçiyordu peşi sıra...
Kürtçe Mevlidi elime aldığım günü hiç unutmam... Bizim orada önce elif ba, ardından Amme-Teberake okunur.
Sonra Kur'an-ı Kerim'e geçilir.
Kur'an-ı Kerim hatmedildikten sonra da Arapça harflerle yazılmış Kürtçe Mevlit okutulur.
Sonrasında temel fıkhi kuralların anlatıldığı İbn-i Kasım, Enwar kitabı vs. şeklinde devam eder.
Kürtçe Mevlit gayet mütevazi, tekdüze bir makamla okunur. Bir ninni gibi tıpkı... Okuyordum, en çok da annem tekrarlamamı istiyordu. O çok severdi, ben "Hamd-ı bê hamd bu Xudayê âlemin, ew Xudayê daye me din-i mubin" diye başlarken annem nasıl nasıl mutlu olurdu.
Benden beklentileri çoktu. Ama maalesef beklentileri hep boşa çıktı.
Sabah namazları konusundaki gevşekliği nedeniyle hep eleştirilen abim herkesi şaşırttı, o gitti El-Ezher'de lisans, yüksek lisans, Amerikan Üniversitesi'nde de hadis dalında doktora yaptı. Olsun, aile geleneğini sürdüren birileri çıktı ya, asıl önemli olan bu değil midir?
Neyse...
Tabii ki bazı şeyleri hatırlamak, eğer bazı şeyleri kaybetmişseniz sizi her zaman mutlu etmeyebilir.
Mevlitle ilgili anım da daha çok içimi acıttı. İçimdeki yangını söndürmek, acımı dindirmek için Kur'an-ı Kerim'in sayfaları arasına daldım... Sizden birilerine ulaşacak tek şey duadır.
Okudum ve dua ettim. Dedim ki, Allah'ım sen O'nu, bugün dünyayı şereflendiren Hazreti Muhammed Mustafa'ya (SAV) dost ve komşu kıl. Amin!
26 Şubat 2010 Cuma
Bir anı
Gönderen eski zaman zaman: 00:42
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder