Tatil, tıpkı ortaokul 3 ve lise 1-2'deki tenefüsler gibidir. Beklersiniz ve hiç bitmesini istemezsiniz...
Biliyorsunuz vakit sadece 10 dakikadır ama siz, o 10 dakikadan 1 saat gibi bir zaman dilimi kadar geniş, uzun bir vakit olması mucizesini beklersiniz.
Tatil de tıpkı öyledir.
Bitmesini istemezsiniz. Daha gittiğiniz ilk gün tatilin bitmekte olduğu düşüncesi gelir oturur içinize...
Bu tatilde de böyle oldu.
Tatil için ilk durağımız Elazığ'dı. Aslında hep orada kaldık ama biz askerden yeni gelen kardeşimle bir köy turu da yaptık arada... Sormamız gereken taziyeler, ziyaret etmemiz gereken hastalar ve elbette büyüklerimizin mezarları vardı. O görevlerimizi ifa ettikten sonra da geldik...
Ama o gün çok yorulduk. Köye gittikten sonra akşam geç saatlerde amcamlara gittik. O gece orada kaldık, sabah erkenden kalkıp iki köyü gezdik, ziyaretlerimizi yaptık... Dönüş yolunda kendi arazilerimizin olduğu mevkiye gelince o kadar duygulandım ki anlatamam.
Babamla orada geçirdiğimiz anlar bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp gitti. Oraya oturup saatlerce ağlamak istedim... Su içtiğimiz pınar, işçiler çalışırken altında gölgelendiğimiz ağaç...
O tümsekler, o düzlükler.
Abdest alıp namaz kıldığımız o ağacın altı... Hey zalim zaman. Nasıl da akıp gittin öyle...
Karlar erimeye başladığı için cenetten bir parça gibi duran o dere çağıldıyordu. Hep gittiğimiz yoldan karşıdan karşıya geçtik... Çocukluğumuzun en mutlu yolunu takip ederek köye gittik. Önce mezarlıkta birer fatiha okuduk sonra da durup karşıdan uzun uzun köyümüzü, o cenetten bir parça olan köyümüzü izledik.
O karşıdaki dağda babamla oturup uzun uzun konuşmuştuk, bana güzel şeyler anlatmıştı.
Sonra Murat'ın kenarında yaptığımız o sayısız geziler...
Hiç unutamayacağım karelerden biri de şu yokuşta olanıydı: Annem önde, babam da arkasında aheste aheste yürüyor...
Ah, ah...
Camiye giderken yaşadığım o duygu dolu anları tarif edemem. Babamın yaptırdığı enfes bir camii...
Onun hep namaz kıldığı el yapımı seccadesi orada... O nasıl koymuşsa, hala öyle orada işte... Üzerinde bu kez ben namaz kılıyorum.
Ve sonunda ellerimi mevlaya açıp dua ediyorum. "Allah'ım sen rahmetinle muamele et" diyorum. En çok da, "Allah'ım sen onu Hazreti Muhammed'e (SAV) ve sevdiklerine dost ve komşu kıl" diyorum. Onlarca, yüzlerce kere...
Sonra köy kahvesinde birer çay içip gidiyoruz. Ayrılıyoruz, ayrılırken kalbimin bir yarısını bırakıp geliyorum.
Ne vakit özlem duysam, kalbimde bir acı hissederim.
Kalbimdeki bu hiç bitmeyen acıyı görünce, özlem, özlemm diyorum. Biliyorum, bazen unutmuş olsam bile kalbimdeki bu acı hatırlatıyor işte özlemimi...
Suskun kalıyor insan gerçekten özleyince, gözyaşlarını gizliden akıtıyor içine ve içini o gözyaşlarıyla teskin ediyor.
Sanırsın yüreğin bir yangın yeri... Ve sen bu yangını söndürmek için göz pınarlarından su taşıyorsun oraya damla damla...
Bu tatil, tatil değildi. Kalbimi acıyla yeniden yıkadığım bir teneffüs oldu. Acılanmak bana iyi geliyor.
Kalbimin ağrısı bana iyi geliyor.
Hüzün bana iyi geliyor.
İlginçtir, artık kalbim ağrıdıkça mutlu oluyorum. Ne kadar acı, ne kadar özlem o kadar mutluluk...
27 Şubat 2010 Cumartesi
Tatil1
Gönderen eski zaman zaman: 01:20
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder