Dün bir soru sormuştum, aradan bir gün geçmesine rağmen yanıt veren çıkmadı.
Hayır, ziyaretçim yok değil... Dün baktım, benim de sayfamı ziyaret eden 15-20 kişi var.
Ortalama bu olduğuna göre de, hergün en az 10 ayrı kişi düzenli olarak bu sayfayı ziyaret ediyor demektir.
Demek ki...
Buraya gelenlerin tümü kendini o sorunun muhatabı kabul edecek kadar yorgun değil. Ya da gelenlerin hepsi bu basit soruyu yanıtlayacak kadar mecal sahibi değil. O kadar yorgunlar yani...
Ama öyle olduğunu sanmıyorum.
Yorgunluğu orta yerde bırakacak değiliz. Onu, cami avlusuna bırakılmış bir bebeği sahiplenir gibi sahipleniyorum.
Yorgun benim çocuğumdur.
Ha o, ha ben...
O nedenle ebediyyen bana yorgun diyebilirsiniz.
Yahu şaka bir yana da hakkikaten de yorgunum. Ne olacak benim bu halim... Uyuyorum, memlekete gidip geldikten sonra uyku düzenim de düzeldi. Şükürler olsun, nazar değer diye söylemeye cesaret edemiyordum ama öyle...
Kâbusun Elazığ'a gidip gelirken yolda kayboldu. Ne Elazığ'da gördüm onu, ne de daha sonra burada...
İnşallah bir daha yolunu bulmaz da, ben de rahat ederim.
Dün akşam işten çıkar çıkmaz Çamlıca'ya gittim. Açun ile kayınvalide beni orada bekliyorlardı. Oturup Osmanlı Kahvesi'nde tatlı yedik, çay içtik... Sonra da bu sabah için Çamlıca simidi alıp eve döndük.
Çok güzeldi.
Bizim kayınvalide çok değerli bir insandır. Vefa, sadakat ve sabır timsalidir. Onun gibi bir kadın var mıdır hala bilmiyorum. Ama emin olun ona baktıkça Açun'a olan sevgim daha da artıyor.
Çünkü anasına bak kızını al, diye boşuna dememişler atalar...
Öyle işte...
Kayınbabaya gelince de, o da kalander bir adam...
Allah her ikisine de sağlıklı, uzun ömürler versin. Amin!
6 Mart 2010 Cumartesi
Tek yorgun
Gönderen eski zaman zaman: 01:58
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder