Bu yeni binada birkaç gündür olan biten algılamaya çalışıyorum.
Toplantı masasını, neden ben değil de, zerre kadar bir birikimi olmayan birinin müdürmüş gibi atandığını anlamaya çalışıyorum.
Galiba yanıtını buldum.
Ben, öncelikle üst müdürü ciddi anlamda tehdit edecek bir potansiyel ve birikime sahip olmanın ağır bedelini ödüyorum.
Bu iş hayatının bir kuralıdır.
Kimse, kendi konumunu tartışmaya açacak kapasitede olan birini halef seçmez... Bunu biliyordum ama emin değildim.
Artık eminim...
Birikimsiz olmanın, yeteneksiz olmanın da bazen yükselmek için büyük bir avantaj olduğu da varmış demek ki...
Yıllardır, Abdurrahman Çelebi ile keçi arasındaki diyalektik ilişkiyi kavramaya çalışıyordum, demek ki burayı görmem gerekecekti.
Dolayısıyla benim ciddi bir karar vermem gerekiyor. Bu adamlar benden vazgeçmeyecekler ama hakkettiğimi de vermeyecekler, bu belli...
Burada bir geleceğim yok.
Asla olmayacak da...
Bendeki bu 3 dezavantaj durdukça da, bir yere gelmem mümkün olmayacak... Hem müslümanım, hem Kürd'üm hem de üst müdürümün pozisyonunu tartışmaya açacak kapasiteye sahibim. Bu 3 dezavantaj önümde duvar gibi durdukça bir yere gelmem mümkün değildir.
Hala bile benim bir yerden sonra yeniden çalışmaya başlayacağımı düşünüyorlar ama olmayacak bu...
Kararım kesindir.
Akıl danışacağım bilge birine şimdi ne kadar ihtiyacım var, ah... Bazen kendime yetmedeğimi düşünüyorum. Tıpkı şimdi olduğu gibi...
Bunlar çıkışımı vermezlerse ihtar çekip istifa etmem gerekecek... Bu zor bir karardır, günlerdir hep bu konuyu düşünüyorum.
Çünkü 8 yıllık kazanımımı burada bırakıp gitmek olacaktır bu... Gerçi dava açmak hakkettiklerini geri almak için bir yol ama, yaptığım işlerden dolayı hakkımda acılan 4 ayrı dava var.
Bunların dördü de Ankara'da açıldı.
Ben buraya dava açarsam kurum beni savunmaktan vazgeçecek... O zaman kendim bir avukat bulmak, ve duruşma günleri Ankara'ya gidip kendimi savunmak zorunda kalacağım.
Bu da ciddi anlamda bir külfet ve zaman kaybı olacaktır benim için...
Bir de kurum bana olan desteğini çekerse, şöyle bir risk de var: Ya o davaları kaybedersem?
Açılan davaların her biri 50 bin TL, tazminat istemli... Toplamda 200 bin TL tutuyor.
Kaybetmem mümkün değil ama, ya olursa...
Burası için yaptığım bir iş nedeniyle elin adamına neden tazminat ödeyen ben olayım ki, değil mi?
Günlerdir elimi koluma bağlayan tekşey işte budur. Yoksa şimdi çoktan istifamı basmış, ihtarımı çekmiş, davamı açmış gitmiştim.
Çıkışım verilirse, tazminat hakkım verileceği için de buraya dava açmam gibi bir durum olmayacak... Dava açmasan da, devam eden davalar nedeniyle kurum seni sonsuza dek savunur. Ve dava kaybedilirse de, tazminatı senin adına kurum kendisi öder.
Ne kötü bir noktadayım değil mi?
Tam bir çıkmaz sokak...
Allah hakkımızda en hayırlısı hangisiyse onu nasip etsin bize... Amin!
9 Temmuz 2010 Cuma
Akla ihtiyaç
Gönderen eski zaman zaman: 02:27
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder