rolling stones - angie
Yükleyen aquarius3. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
27 Ağustos 2010 Cuma
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Fena
Kaç gündür boynum tutulmuş. Fena ağrılar çekiyorum. Nefes almakta bile güçlük çekiyorum. İnanılmaz...
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Ve gittik
O gün beklendiği gibi Beyazıt'a gittik... Önce Açun'la kararsız Kasım'lar misali birkaç lokantaya uğradık ama bir türlü karar veremedik.
Sonra Beyazıt'ta karar kıldık...
Orada ayak üstü birşeyler atıştırmaya karar vermiştik ki hiç de fena olmayan bir alternatif çıktı.
Canlı fasıl eşliğinde tarihi çınarın altında birşeyler yedik... Sonra sıra gezmeye geldi.
Beyazıt Meydanı'nın olduğu bölüme kitap fuarı açılmış... Yemek standları da, eskiden korsan kitapların satıldığı bölüme kurulmuş. Oraları pek gezmedik...
Sadece enfes bir künefe alıp ayrıldık ordan...
Kitap fuarında uzun zamandır almayı planladığım kitabı aldım. Araya bir iki sürpriz de katıştırdık...
O gece son derece mutlu, mesut bir şekilde evimize gittik. Açun çok mutlu özellikle...
Tabii ki ben de...
14 Ağustos 2010 Cumartesi
Bu akşam
Açun bugün izinli...
Bize çok güzel yemekler yapacaktı. Ancak neden sonra bu sıcakta kendini yormasına bir türlü vicdanım elvermedi.
Onu Beyazıt'a davet ettim... Hatta şöyle oldu, ben tam davet edecektim ki, sürpriz istek ondan geldi. Dedi ki, "Beyazıt'a gitsek mi?"
Elbette...
Bu akşam Beyazıt'a gidiyoruz. Ramazan şenlikleri oraya taşınmış... Dün haberde izledim, kimse pek memnun değil gibiydi. Herkesin dilinde, "Ahh nerde o Sultanahmet etkinlikleri..." türünden cümleler vardı.
Doğrusu Sultanahmet de son yıllarda iyice bozulmuştu. Sucuk, döner olayına dönmüştü iş... İyiki oradan kaldırıldı.
Ama hiç unutmadığım, unutamayacağım Sultanahmetli günler yok mu, var tabiki... Açun, ben ve Mehmet Emin'le gidip o soğukta, kar yağıyordu üstelik, sıcak sahlep içtiğimiz yıllar öncesinin o güzelim Sultanahmet'ini hiç unutmadım.
Ne kadar mutluyduk o gün...
Umarım aynı mutluluğu bugün de yaşarız.
Ama hala Açun'a nerede iftar ısmarlayacağıma karar veremedim. Yaz ve sıcak olunca doğrusu tıkanıyorum. Çünkü benim en iyi anladığım şey kebap ve türevleridir. Ama yaz sıcağında da kebap yenilmez ki...
Şöyle acı biberleri yaptığın et dürümlerine sarıp yemedikten sonra neye yarar ki... Sıcak, nem ve acı...
Herhalde su kaybından gider insan bu durumda...
O nedenle kebap alternatifi dışında birşeyler düşünüyorum.
Herkese hayırlı ramazanlar.
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Ramazan

Lisede bir fıkra anlatılırdı.
Bizim oradan Ramazan adlı bir vatandaş trene atlayıp İstanbul'a gelir. Tren akşam saatinde yanaşır Haydarpaşa Garı'na... Ramazan iner, garın kapısından çıkarken tam karşısında, Sultanahmet Camii'nin minareleri arasındaki "Hoşgeldin Ya Ramazan" yazısını görür.
Kısık bir sesle "Hoşbulduk, sağolun" der.
İsterseniz izaha girmeyeyim de, biraz gülün. Evet hoşgeldin ya ramazan. Safalar getirdin.
Rabbim bu ayı layıkıyla yaşayan kullarından eylesin bizi... Amin!
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Serinlik
Bugün sabah yağan yağmur o kadar iyi geldi ki... Sanırım dün yaptığım, "Keşke yağmur yağsa" şeklindeki duam kabul edildi. Acaba başka bir dua mı etseydim, diye düşündüm yağmurun yağdığını görünce... Olsun ya, bu da benim İstanbul halkına bir kıyağım olsun. Ne olacak değil mi? :))
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Uyumak
Geçenlerde bir arkadaşım bizdeydi. Uzun yıllar birlikte aynı evde kaldık... Söz uykudan açılmışken aramızda şöyle bir diyalog geçti:
-Yine eskisi gibi izin günlerinde deliksiz 17-18 saat uyuyor musun?
-Hayır ya, nerdee... Sekiz saati bile zor uyuyorum. Sanırım yaşlandım, ondandır.
-Ondandır emin ol... Yıllar yılı, annem ile babam bu kadar erken nasıl kalkıyorlar diye düşünüp duruyordum. Yaşlanınca anladım. Yaşlandıkça vücut hemen yoruluyor, fazla yüklenemiyorsun. Anında frenliyorsun kendini... Yorulunca da hemen dinlenmeye alıyorsun kendini... Ama gençken yorulduğunun farkında olmadığın için vücut ancak uyku moduna geçince dinleniyor. Ne kadar ihtiyacı varsa o kadar durma moduna alıyor kendini...
-Haklısın inanki... Hiç böyle düşünmemiştim. Eskiden İstanbul'da sabahtan akşama kadar dolaşırdım. Üstelik bunu yaparken de deli gibi sigara içer, bana enerji verecek şeyler de almazdım ama yine de bana mısın demezdim. Şimdi Açun'la bir gezelim diye dışarı çıkıyoruz, üç adımda yoruluyorum. Çoğunlukla geri dönüp eve geliyoruz. Tabi vücut yorulmadığı zaman uyuyamaz da...
-Öyle...
-Öyle... Ee başka ne var ne yok, iyi misin?
-Valla dostum pek iyi değilim. Artık yaşlıyım. Yaşlılık da iyi değildir.
-Ya yapma Bilal, yapma... Bak kendimi şimdi hüzün denizine atarım, ne sen beni kurtarırsın ne de başkası...
-Tamam kapatıyorum konuyu, doldur... Bu seferki biraz koyu olsun, tamam mı?
-Tamam.
6 Ağustos 2010 Cuma
Beyazıt
Bu yılki geleneksel ramazan etkinlikleri Sultanahmet yerine Beyazıt Meydanı'nda yapılacakmış...
Haberi sabah okurken bir an dalıp gitmişim. O meydana ilk ayak bastığım günü, İstanbul Üniversitesi'nin o tarihi kapısını gördüğüm o anı hatırladım. Kayıt yapmaya gelmiştik...
Beyazıt Meydanı'na çıktığımızda bir anda o kapıyı gördüğümde deyim yerindeyse büyülenmiştim. Kaç gece o kapıdan içeri girme düşüyle uykuya yatmıştım kim bilir. Ve işte ordaydım.
Az sonra da o kapıdan içeri girdim. O kadar mutluydum ki...
Sonra okul başladı.
Ev arkadaşım Beyazıt Meydanı'ndaki o çay bahçesinde çalışıyordu. Bir taraftan okuyor, bir taraftan da çalışıyordu. Ders çıkışı onun yanına gider, orada oturur akşamı getirirdim.
Sonra da çıkıp eve giderdim.
O yıl öyle geçti. Okul, ev ve beyazıt meydanı üçgeninde geçen bir hayat, yine beyazıt meydanının içinde olduğu başka bir mecra daha kazanarak devam etti.
Staja başladım.
Başlamadan birkaç gün önceydi. O yıl okulun son günüydü... Arkadaşlarla çıkıp okul kapısına kadar gelmiştik. Bir anda Ali arkadaşımın elinden fotoğraf makinesini kaptığım gibi Beyazıt Meydanı'nı çektim.
O yaz o fotoğraf hep yanımda kaldı.
Her iş yaptığımda o fotoğrafa bakar, o son günü hatırlardım. Fotoğrafta ne mi vardı? Aslında pekbir şey yoktu.
O fotoğrafta olan şey, o güne ait anıydı işte...
O yaz benim İstanbul'daki ilk yazımdı. Doğrusu işimi çok sevdiğim için pek memleketi özlememiştim. Ama özlediğim birşey vardı, 14 Eylül... O tarihte okul açılacaktı ve özlediğim tüm arkadaşlarla yeniden birlikte olacaktım.
Derken o yaz da bitti. Okulun 2. sınıfı başladı, Edebiyat'ta, Hukuk'ta, Tarih'te, İktisat'taki bütün arkadaşlar (Ki çoğu hemşerimdi) geldi. Hasret giderdik...
Hepsi İstanbul'u özlemişlerdi, bense onları...
O yıl başörtüsü protesto hareketleri başladı. Beyazıt Meydanı simge oldu. Tüm eylemler orada yapılıyordu. Okulda olduğum sırada ben de o eylemlere katılıyordum. Çoğunlukla da buraya işimin bir gereği olarak görevli olarak gittim.
O meydanda kim bilir kaç iş yaptım?
Benim ilk staj yerimdi orası...
Profesyonelliğe geçişim de yine orada oldu.
Bu yıl anlaşılan o ki Beyazıt Meydanı yine uğrak yerimiz olacak... Seviyorum o meydanı...
