Uzun uzun süredir yazmadım.
Çünkü artık yazacak pek vaktim yok... Hani en son ayrılacağımı yazmıştım. Hatta Açun aceleci davranıp ayrıldığımı falan bile yazdı.
Ama bilin bakalım ne oldu?
Ben ayrılmadım. Daha doğrusu ayrılamadım. İşyerimdeki üst yönetim çıkışıma onay vermedi. Üst müdür, "O çok iyi ... ci. Neden ayrılıyor? Onu ikna edin, ..tör olarak çalışsın" demiş. Taleb bana iletildi.
Birkaç gün düşündükten sonra karar verdim. Uzun yıllardır beklediğim pozisyonu nihayet aldım. Günlerdir de hummalı bir çalışma yürüttüğüm için de yazamadım.
Mutluyum. Güzelim, süperim...
Rabbime, verdiği tüm nimetler ve lütfu için şükrediyorum. Dua edin.
29 Eylül 2010 Çarşamba
Yazmak
15 Eylül 2010 Çarşamba
Eylül
Her Eylül'le yeniden mutluluk perileri gelir konar omuzlarıma... Kendimi her Eylül hayata yeniden merhaba derken yakalayaşım bundandır, kesin...
Her Eylül yapraklar dökülürken toprağa ben yeşeririm.
Her Eylül aşk denen o tılsım yeniden üflenir ruhuma...
Her Eylül, sokaklarda nedensizce yürürken mutluluğu adımlarım ben... Her Eylül, yeniden mutlu olurum.
Güzel olurum.
Ben susarım, gözbebeklerim konuşur yaşadığım mutluluğu... Yeryüzünün tüm çağlayanları sesini ruhuma boşaltır benim her Eylül...
Bir turna, bir kırlangıç kuşu uçup giderken kanatlarını benim için çırpar, biliyorum bu kesin...
Her Eylül, bir tavus kuşunun sırtındaki yeşil olurum. Güvercin, her Eylül beni taşır gerdanlığında...
Yürümeyi yeni öğrenen bir ördek paytak paytak benim ruhumu arşınlar her Eylül...
Ben her Eylül yeniden doğar, yeniden yaşarım hayatı... Mutluluğum bundandır. Hoşgeldin hüzün, hoşgeldin.
Eylül, ömrün son demi gibi... Elde kalan tek iyi şey gibi...
Mutluyum.
13 Eylül 2010 Pazartesi
Ne yazayım
Bilmiyorum ki?
Acaba çok güzel geçen bayram tatilini mi, tatilde bile nükseden boyun ağrımı mı, şehirden giderek nefret edişimi mi, köye olan sevgimi mi, dalından meyva koparıp yemenin keyfini mi, evet'in zaferini mi yoksa...
Yoksa Açun'un yaptığı kabak tatlısını bir an önce yemek için sabırsızlandığımı mı?
Neyi yazayım bilmiyorum ki?
Ama şunu biliyorum, iyiyim. Mutluyum. Kendimi iyi hissediyorum. Çok iyi hem de... Şükür, şükür, şükür!
3 Eylül 2010 Cuma
1 Eylül 2010 Çarşamba
Oruç
Bu yıl ramazan daha önceki yıllardan pek farklı değildi.
İstanbul'da Fatih dışında Açun'la birlikte geçirdiğimiz ilk Ramazan olması dışında pek de bir farkı yok gibiydi.
İlk günlerde iftara birkaç dakika varken evde oluyordum ama son günlerde yoldayken maalesef ezan okunuyor. Haliyle ben giderken sofra kurulmuş, beni ve sıcak pideleri bekliyor oluyor.
Sevdiğimiz bir okul arkadaşımı eşiyle birlikte ağırladık... Sanırım ramazanın en tatlı anı buydu.
İnsanın tanıdığı, güvendiği arkadaşlarıyla aynı sofrayı paylaşması kadar güzel şey yoktur.
Daha önceki ramazanlarda yemekten sonra çıkıp dışarıda bir çay içer Fatih'in tadını çıkarırdım. Varsa bir arkadaş onunla muhabbet de ederdik... Ama maalesef bu yıl öyle bir imkanım olmadı.
Hep evde, televizyon başında geçti iftar sonraları....
Şükürler olsun bu yıl işyerinde de namazlarımı aksatmamaya çalışıyorum. İnsan yaşlandıkça daha bir dikkatli oluyor sanırım. Rabbim bizi doğru yoldan ayırmasın. Ve bize, kendisine layık bir kul olma bilinci, iradesi versin. Amin.
Açun yine çok yoruldu. Bazen onun hakkını nasıl ödeyeceğim diye düşünüyorum da, sanırım o hakkını helal etmezse benim işi zor.
Kızcağız resmen her gece tıpkı bir anne gibi kalkıp sahur hazırlıyor, sonra gelip beni çağırıyor. İftarlar desen yine aynı...
Bunu ancak bir anne yapar. Ve sanırım bir de iyi, sorumluluklarının bilincinde olan bir eş yapar. Açun da öyledir zaten...
Öyle...
Tuhaf bir şekilde canım sıkılıyor. Aslında gizli bir depresyon bile geçiriyor olabilirim. Bilmiyorum doğrusu...
Çünkü sevincim yok. Kendimi oldukça yorgun ve yaşlı hissediyorum.
Öyle işte...
