23 Mayıs 2013 Perşembe

Nihayet


İş değişikliği nedeniyle bir süredir Ankara'da oryantasyondayım. Sanırım son yıllarda yaşadığım en sıkıcı gurbetlik buydu. Nasıl bir kent bu, inanın burada kaldıkça burada yaşayanlara acıdım... Bir kent ancak bu kadar sıkıcı, sıradan ve boğucu olabilir. Burada bir kez daha canım İstanbulumun kıymetini anladım. İstanbul bir yeryüzü cenneti... Eğer imkan bulursam ileride Ankara ile ilgili izlenimlerimi yazacağım ama, şunu eklemeden geçemeyeceğim: Bu kentte en çok aradağım şey cami oldu... Ankara resmen camisiz, nursuz bir kent... Her işhanının bodrumuna bir mescit iliştirilmiş ve buna da, camii denilmiş... Akşam ve yatsı namazlarımın önemli bir bölümünü kıldığım Yüksel Camii Şerifi gibi... Hani görmesek şöyle kubbeli, minareli bir sanat şaheseri sanırsın ama... Neyse! Şükürler olsun ki yarın gidiyorum. İstanbul, yavrularım, Açun bekleyin beni geliyorum!

30 Mart 2013 Cumartesi

Keşke...

Hayat hep bir sonhabar akşamı ayakların kurumuş yapraklara değdiğinde hissetiğin o mutluluk anı gibi akıp gitse... Ahmet Kaya'dan dinlenen bir şarkının soğuk bir kış gecesinde yaşattığı o tarifsiz hüzün gibi ya da... Ya da, ilkbaharda rüzgar geldiğinde hafifçe belini kırıp dans eden o papatyaları izlerken yaşadığın sevinç gibi... Bir yaz akşamı Üsküdar'da durup günbatımını izlerken, güneş gitse de geride İstanbul'u sana bırakıp gittiğini farkettiğinde yaşadığın o çocuksu mutluluk tadında sürse ya da hayat... Ne güzel olurdu değil mi?


12 Mart 2013 Salı

Ankara

14 yıl sonra Ankara'ya gitmek... Doğrusu ilginç bir deneyim oldu. Dün Kızılay'da dolaşırken, Güvenpark'ta oturup başkentin o akşamüstü telaşesini temaşa ederken duyduğum o yabancılık hissi beni öyle şaşırttı ki... Ankara daha önce hiç gitmediğim öylesine yabancı herhangi bir yer gibiydi. Yine gideceğim yakın zamanda, bir kez ve belki de birkaç kez daha... Bu gitmeler, Ankara'daki o insancıklar, o kendini bir halt sanmalar... Yalansın Ankara, yalannn...