4 Eylül 2008 Perşembe

Ve nihayet Sultanahmet!

Hani iki gündür Sultanahmet'e gitmek istediğimizi yazıyordum ya, dün gittik işte...
Açun, Ramazan rehavetiyle iyice üşendiğinden olsa gerek, dün akşam saatlerine doğru beni aradı,dedi ki:
-Biz Sultanahmet'e gedecektik ya...
-Evet...
-Şöyle düşündüm. Evde iftar yapsak yine geçe kalırız. İyisi mi biz gidip orada iftar yapalım, üstelik de daha çok zamanımız olmuş olur.
-Olur, tamam öyle yapalım.
Önce Açun gitti. Ona dedim ki, 'Sen gittiğinde yemek yiyebileceğimiz güzel bir yer belirle, ben geldiğimde oraya gidelim'
O da öyle yapmış. Hatta biraz abartmış galiba ben gittiğimde, 'Ayaklarım ağırıyor' dedi. Demek ki çok gezmiş...
Efendim ben çıktım, gittim. Tabii iftara doğru söylemesi ayıp akli melekelerim benden umudunu kesip kendi başlarına buyruk bir şekilde yemek arayışına çıktıkları için, ben tam bir leyla gibi dolaşıp dururum. Eskiden beri öyledir...
O nedenle yoldayken Açun beni aradı, senki nerde olduğumu merak ediyormuş gibi, şuan şurdayım deyip kapattım.
Meğersem kızcağız, 'Vakit daraldı. Şöyle şöyle yerler var, hangisine gidip oturayım. Sparişlerimizi vereyim, sen gelinceye kadar' diyecekmiş ama... Ben de, '15 dakika sonra oradayım' deyip telefonu kapattım.
Gittiğimde Açun, Sultanahmet tramvay durağının orada, o küçük caminin yanında oturuyordu. Tramvayda beni görünce el salladı.
Ben inince ezan okundu. Tabi herkes yerini bulmuş, oturmuş... Biz ise hâlâ ayaktayız. Açun'a kızdım tabii ki, 'Sen niye gidip bir yere oturmadın? Ben de yanına gelecektim'
Açun da, "Ben de tam seni o nedenle aradım. Hem de 3 kez... Sen de birkaç dakika sonra oradayım deyip telefonu kapatınca ben de gelip seni bekleyeyim dedim. Çünkü sen yine bulduğum yeri beğenmezsin falan, hiç çekemem'
İftar ezanı okunduğu için akli melekelerim evine döndü. O nedenle kafam çalışmaya başladı ve Açun'a hak verdim.
Neyse, güzel bir yer bulup iki japon kızla yan yana güzel bir iftar yaptık. Biz iftar yaptık, onlar da keyif!
Açun bir ara bana takıldı. Dedi ki, 'Tramvayda sana el sallayan kız kimdi, çabuk söyle?'
Ben de, birden suçluluk psikolojisiyle, 'Yok ya ne kızı? Nerden çıkardın bunu?" dedim. Ama hâlâ düşünmekteyim. Açun da, "Hayır, hayır valla bir kız sana el sallıyordu. Sen de ona el salladın" dedi. Tam o sırada jeton düştü... O kız sendin ya, ben geldiğimde sen bana el salladın' dedim.
Sonra...
Sonra çıkıp biraz gezdik. Orada kurulan Osmanlı çarşısı artık Osmanlı çarşısı falan değil... Hepsi de dönerci dükkanı olmuş. Bütün o nostaljik havasını kaybetmiş.
Neyse dedik, içine ettiğimiz tek şey bu değil...
Sonra gidip canlı fasıl yapan bir yere oturup nargile keyfi yaptık. Ben nargile ve birçok çay, Açun da Türk kahvesi içti.
Tütün mamullerini bırakmıştım. Ama sonra nargile sardı... Galiba dün nargileyi de bir daha içmeme kararı aldım.
Gerçi onu da iki ayda bir içiyorum ya, artık onu da içmiyorum.
Sonra çıktık, Açun ille dondurma diye tutturdu. Neyse Mado'dan ona dondurma da aldık, dordurmasını yedikten sonra belki milyon kez yürüdüğüm ömrümün en güzel yolunu yürüyerek eve geldik.
O yol neresi mi?
Sultanahmet-Çemberlitaş-Beyazıt-Fatih!
Yalağuz (Bunu yeni öğrendim. Tokatlı şoförümüz kullanıyor, yalnız anlamına geliyor) işin bir de bugünü var elbette...
Galiba hastayım anacım!

0 yorum: