Bugün söz uzun havadan açılmışken daha önce de yazdığım bin anım yine aklıma geldi. Anılar da unutulmaz ki...
Köyde yan komşumuzun oğlu en yakın arkadaşımdı. Nereye gitsek hep birlikte giderdik... Sanırım ortaokul yıllarıydı.
Sürüyü akşama doğru dağdan indirme görevi ikimizindi. Sürünün çıktığı dağ da oldukça yüksek bir dağdı. Dik bir yoldan bayağı bir yol gittikten sonra ancak ulaşabiliyorduk sürüye...
Sürü genelde kendiliğinden o vakitlerde aşağı inerdi. Biz, sürünün inmediği zamanlarda devreye girer bir öncü ekiptik.
V. ile gidip nehrin kenarında bekledik fakat sürü bir türlü inmedi. Dağın rüzgar alan cephesinde yüzlerini rüzgara dönüp aşağıya, kayalıklardan aşağıya o uçuruya bakıyorlardı.
O kadar güzel bir görüntüleri vardı ki...
İzlemek insanı hayranlık içerisinde bırakıyordu. V. ile dağı tırmanmaya başladık... Yolu artık tam yarılamışken yüzlerce keklikten oluşan bir sürüye denk geldik. Kekliklerin bazıları uçar, çoğunluğu da kaçarak çalılıkların arasına saklanır. Biz de keklik sürüsünün içine dalıp koşturmaya başladık. Belki bir tane yakalarız umudumuz vardı, ama yok, olmadı.
Annemler de aşağıda bizi bekliyor ama, takan kim... İyice yorulduktan sonra oturup V. ile yüzümüzü rüzgara dönüp sigaralarımızı yaktık. Nasılsa annemler uzaktan baksalar bile sigara içtiğimizi görmeyeceklerdi.
Keyifle içerken bir anda V.'nin bir uzun hava mırıldanmaya başladığını gördüm. İbrahim Tatlıses'ten "Tükendi nakti ömrüm, dilde sermaye olan bir ah kaldı" diye başlayan o uzun havayı okudu.
O kadar hoşuma gitti ki...
Sigaralarımız ve uzun hava bittikten sonra gidip sürüyü indirdik. Koyun sürüsünü o yıllarda amcamlarınkine katıp yaylaya gönderiyorduk, keçi sürüsü de köyde kalıyordu. Meşe ağaçlarının yaprakları ve palamutlarıyla besleniyorlardı.
Keçileri kaldırıp yönlerini aşağı doğru çevirdiğinizde en az 2 kmlik yolu, taa Murat Nehri'ne kadar havada zıplaya zıplaya iniyorlar.
Keçiler arkalarında toz bulutu oluşturarak nehre inince biz de o dağın zirvesinde, kayalıkların tam üzerinde, bir uçurum başına giderep yüzümüzü rüzgara verdik. V.'den o uzun havayı bir daha, bir daha istedim. Rüzgar sesizimi alıp gidiyordu.
Karanlık iyice çökünceye kadar orada oturduk... O kadar keyifli geçmişti ki... Ne vakit bir uzun hava sözkonusu olsa, ömrümün bu unutamayacağım anı aklıma gelir işte...
Yazayım istedim.
23 Mayıs 2009 Cumartesi
Tükendi-m
Gönderen eski zaman zaman: 04:35
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder